Turkiyede Son 20 Yilda Ne Oldu – Enflasyon Yolsuzluk ve Genclerin Umutsuzlugu

Son 20 yilda Turkiye’de ne oldu da, bir cok insan ayni cumleyi kurmaya basladi. Her sey pahali, is bulmak zor, umut kalmadi. Bu yazi, asiri enflasyonun, yolsuzluk algisinin, deger kaybinin, genclerin umutsuzlugunun, ulke sayginliginin zedelenmesinin ve kotu is piyasasinin nasil bir araya geldigini, tek bir nedene indirgemeden anlatiyor. Cunku bu tablo, bir gecede olusmadi, yillar icinde, birbirini besleyen kararlar, aliskanliklar ve yapisal sorunlarla buyudu.
Ilk olarak, enflasyon. Enflasyon, yalnizca fiyatlarin artmasi degildir, birikimin, maasin, gelecege guvenin erimesidir. Bir ulkede enflasyon yillarca yuksek kalirsa, insanlar parasinin degerini koruyamaz. Ev almak, araba almak, cocuk okutmak, emeklilik plani yapmak, hayal haline gelir. Maasa zam gelse bile, fiyatlar daha hizli artarsa, gercek alim gucu duser. Insanlar, her ay daha az alabildigini gordukce, ekonomiye guvenini kaybeder. Enflasyonla mucadelede tutarsiz, kisa vadeli, populist adimlar, sorunu cozmek yerine, beklentileri bozar. Fiyatlarin surekli degismesi, esnafin, ureticinin, tuketicinin plan yapmasini zorlastirir. Ekonomi, hesap kitapla degil, gunden gune yasamakla yonetilir hale gelir.
Ikinci olarak, yolsuzluk algisi ve adalet duygusu. Bir toplumda, kurallarin herkese esit uygulanmadigi hissi yayilirsa, guven coker. Ihaleler, atamalar, denetimler hakkinda surekli tartisma olmasi, insanlarin, calismak yerine torpil aramasina yol acar. Liyakat yerine baglanti on plana ciktiginda, gencler, emegin karsiligini alamayacagini dusunur. Yolsuzluk, yalnizca para calmak degildir, firsat esitligini yok etmektir. Firsat esitligi yok olunca, yetenekli insan, ya sessizlesir, ya da ulkeyi terk etmeyi dusunur. Bu, beyin gocu denen olgunun en buyuk nedenlerinden biridir.
Ucuncu olarak, deger kaybi. Deger kaybi, yalnizca ekonomik degil, kulturel ve ahlaki bir sorundur. Hizli tuketim, gosteris, kisa yoldan zengin olma hayali, emek, sabir, durustluk gibi degerlerin onunu aldiginda, toplumda bir yorgunluk baslar. Sosyal medyada surekli luks yasam gosteren, ama uretimle ilgisi olmayan ornekler, genclere yanlis bir basari tanimi sunar. Okumak, ogrenmek, meslek sahibi olmak, yavas ve zahmetli gorunur, oysa kisa yol, hizli ve parlak gorunur. Uzun vadede, bu, hem bireysel hem toplumsal bir erozyon yaratir. Saygi, nezaket, kurallara uyma, ortak alanlara sahip cikma gibi degerler zayifladikca, gunluk hayat daha gergin, daha kavgaci hale gelir.
Dorduncu olarak, genclerin umutsuzlugu. Turkiye’nin gencleri, egitimli, dunyayi takip eden, dil bilen, teknoloji kullanan bir kusak. Ama bu kusak, mezun olunca is bulmakta zorlaniyor, bulsa da maasiyla gecinemiyor, ev kirasini odeyemiyor, gelecegini planlayamiyor. Universite sayisi artarken, nitelikli is sayisi ayni hizda artmadi. Bir cok genc, kendi alaninda degil, alakasiz islerde calisiyor, ya da hic calisamiyor. Bu, yalnizca ekonomik bir sorun degil, psikolojik bir sorun. Umut, bir ulkenin en degerli sermayesidir, umut kaybolunca, gencler ya icine kapanir, ya yurt disina gitmeyi hayal eder, ya da hicbir seye inanmaz hale gelir. Bir ulke, genclerine umut veremediginde, gelecegini de kaybeder.
Besinci olarak, is piyasasi. Turkiye’de is piyasasi, yillardir yapisal sorunlarla bogusuyor. Kayit disi calisma, dusuk ucret, gouvencesiz isler, sendikasiz calisma, kadinlarin ve genclerin istihdama katiliminin dusuk olmasi, sorunlarin sadece bir kismi. Buyume olsa bile, istihdam ayni oranda artmiyor. Insat, hizmet ve kisa vadeli sektorlere dayali buyume, kalici ve nitelikli is yaratmiyor. Uretim, teknoloji, arastirma ve ihracata dayali bir ekonomi yerine, tuketime ve borca dayali bir model, kisa vadede rahatlik saglasa da, uzun vadede kirilganlik yaratiyor. Is arayan bir genc, hem deneyim istenip hem deneyimsiz diye reddedildiginde, sisteme olan inanci sarsiliyor.
Altinci olarak, ulke sayginligi. Bir ulkenin sayginligi, yalnizca dis politikayla degil, icerdeki adalet, egitim, saglik, cevre, sehirlesme kalitesiyle olculur. Uluslararasi alanda, Turkiye’nin imaji, yillar icinde dalgalandi. Kimi donemlerde, buyuyen, dinamik, genc bir ulke olarak anilirken, kimi donemlerde, istikrarsiz, ongorulemez, kurallari degisen bir ulke olarak anilmaya baslandi. Bu imaj, yabanci yatirimciyi, turisti, ogrenciyi, bilim insanini etkiler. Sayginlik, bir gecede kazanilmaz, ama bir gecede zedelenebilir. Sayginligi yeniden insa etmek, tutarli, seffaf, kurallara bagli bir yonetim anlayisi gerektirir.
Peki, bu tablo nasil olustu. Tek bir kisiye, tek bir olaya, tek bir yila baglamak, gercegi basitlesitirir. Son 20 yilda, dunya ekonomisi de degisti, kuresel krizler, savaslar, goc dalgalari, teknoloji devrimi, Turkiye’yi de etkiledi. Ama ic nedenler de var. Kisa vadeli siyasi kazanc icin uzun vadeli ekonomik dengeyi bozmak, denetimi zayiflatmak, liyakati ikinci plana atmak, egitimi ve uretimi ihmal etmek, sehirleri plansiz buyutmek, borcla buyumeyi surdurmek, bu ic nedenlerin basinda gelir. Her biri tek basina kucuk gorunebilir, ama bir araya gelince, buyuk bir guven krizi yaratir.
Cozum ne olabilir. Ilk olarak, enflasyonla gercekci ve tutarli mucadele, fiyat istikrarini yeniden saglamak zorundadir. Ikinci olarak, seffaflik ve hesap verebilirlik, yolsuzluk algisini azaltmanin tek yoludur. Ihaleler, harcamalar, atamalar, denetlenebilir ve acik olmalidir. Ucuncu olarak, liyakat, egitimde, kamuda, ozel sektorde yeniden merkeze alinmalidir. Dorduncu olarak, genclere, nitelikli is, makul ucret, barinma ve gelecek plani sunan bir ekonomi kurulmalidir. Besinci olarak, uretim, teknoloji ve ihracat odakli bir buyume modeli, tuketim ve borc modelinin yerini almalidir. Altinci olarak, degerler, ailede, okulda, medyada, yeniden konusulmali, emek, durustluk, saygi, sabir, yeniden itibar kazanmalidir.
Son olarak, umut, soyut bir duygu degildir, somut adimlarla insa edilir. Bir genc, is buldugunda, maasiyla kira odeyebildiginde, gelecegini planlayabildiginde, umut geri gelir. Bir vatandas, kurallarin herkese esit uygulandigini gordugunde, guven geri gelir. Bir ulke, urettiginde, egittiginde, adaleti sagladiginde, sayginlik geri gelir. Son 20 yilin hikayesi, yalnizca kayiplarin hikayesi olmak zorunda degil, ayni zamanda, neyin yanlis gittigini gorup, neyin dogru yapilmasi gerektigini anlama firsatidir. Bu firsat, yalnizca siyasetcilerin degil, herkesin sorumlulugudur.
