Orta Yaş Ne Zaman Biter? Yaşlılık Kaç Yaşında Başlar? Ama Neden?

Paylaş

İnandığın kadar gençsindir,
Şüphelerin kadar yaşlı;
Özgüvenin kadar genç,
Korkuların kadar yaşlı;
Ümitlerin kadar genç,
Çaresizliklerin kadar yaşlı.
Yıllar cildi buruşturabilir,
Ama hevesten vazgeçmek
Ruhu buruşturur.

Jorge Luis Borges

Yaşlanmak garip bir duygudur; o kadar gariptir ki, bir gün gelip başkaları gibi bizim de yaşlanacağımıza bile inanmakta zorluk çekeriz. Kendi yüzümüz ve kalbimizde gerçekleşmiş olan değişiklikleri, yaşıtlarımız üzerinde zamanın bıraktığı izleri ve tesirleri gözlemlemek suretiyle algılayabiliyoruz, sanki bir aynadan akseder gibi. Her zaman beraber olduğumuz gözlerimiz için biz, hep bir delikanlı/ genç kız olarak kalırız.

Gençlerin, kuşaklar arasında bize verdikleri sırayı gerçekçi olarak irdeleyemeyiz. Bazen duyduğumuz “amca”, “teyze”, “dede”, “nine” gibi bir sözcük bizi şaşırtabilir. Acaba, bu unvanları kabul edecek yaş ve düşünce yapısında mıyız?

Erkek yaşını saklamaya, kadın ise saklamamaya başladığı zaman yaşlanmıştır
Peru atasözü

Yaşlılık yaşam sürecinin doğal ve kaçınılmaz bir dönemi. Çevre koşullarının, beslenme tarzlarının düzeltilmesi, tıbbın sağladığı olanaklar insan ömrünü uzattı. Çocukluk gençlik yetişkinlik orta yaşlılık ve yaşlılık dönemleri kaç yaşında başlar gibi derecelendirmeler insanın yaşına göre kişiden kişiye değişiyor. İlginç olarak genel kanıda insan ömrü uzarken bebeklik, gençlik, yetişkinlik bölümlerinin süreleri aynı kaldı sadece ihtiyarlık dönemi uzadı. Yaşlılık yapay olarak 65 yaşında başlar. 188o’de Alman şansölye (Başbakan) Otto von Bismarck tarafından yeni kurulan Sosyal Sigorta Kurumu için emeklilik yaşı olarak seçilen 65 yaş, bugün hâlâ yaşlılığın başlangıcı olarak kabul edilse de günümüz şartların da bu sinir belirsizleşmiştir. Çünkü kimin hangi yaşta biyolojik olarak yaşlanacağı bilinemez.

Günümüzde orta yaşın sonu 7o yaşa doğru kaymıştır.

Toplumdan topluma ve zamandan zamana değişmekle beraber, her toplumda ve devirde kabul edilmiş bir ortalama yaşam süresi vardır. Bilimsel bir alan olan “Average Life Expectancy” yani, “ortalama yaşam beklentisi” kavramının ortaya koyduğu gerçek, ortalama insan ömrünün çağlar ilerledikçe arttığıdır.



Dönemlere Göre Ortalama Ömür

Neolitik Çağ – 20 yıl
Bronz Çağı – 18 yıl
Antik Yunan – 28 yıl
Antik Roma – 28 yıl
Ortaçağ İngiltere’si – 33 yıl

Son 100 yıl içinde yaşam beklentisi nerdeyse iki katına çıkmıştır. 1905 yılında dünyaya gelen kız çocukları ortalama 49 yaşına kadar yaşıyordu. Bugün doğan bebekleri ise Federal Alman İstatistik Kurumu’nun verilerine göre 97 yılı aşkın bir ömür beklemektedir. (Kız bebeklerde 101 yaş olarak belirlenmiştir). Hem artık bugünkü anlayışımıza göre 65 yaş, çok önemli bir kilometre taşı olmayıp, 80 veya 85 yaş ölçeği, artık “yaşlı” sıfatını daha hak eden yaşlar olarak değerlendirilmektedir. Zaten bu yaşlara sağlıklı olarak ulaşabilen bu bireylerin anlamlı bir kısmı da artık 100 yaşına doğru yelken açmaktadır. Günümüzde, 65-70’inde insanlar, niyetleri ve kültürleri varsa, dağlara da tırmanıyorlar, sörf veya kayak da yapıyorlar. Niyetleri yoksa zaten 40 yaşında da yaşlılık sendromuna girmekteler…

Günümüzde ortalama ömür 100 yıla ulaşmıştır

Çoğu yetişkinlere göre 14 yaş henüz çocukluk yaşıdır. 14 yaşındaki bir genç ise kendisini çocuk kabul etmez; 18 yaş ve sonrasını da yetişkinlik olarak kabul eder. Yaşları 25’ten yukarı olanlar için 18 yaş sadece ergenlik dönemi içinde olarak kabul edilir.

20 yaşlarında bir genç için 30’lu yaşlar orta yaş gibi görülür. 30’a yaklaştıkça orta yaşlılığın 40’ta başladığını düşünürler.

30 yaşlarının ortalarındaki insanlar ise orta yaşlılığın 50 yaşlarından sonra olduğuna inanırlar.

Aslında insan 50 yaşına kadar olgun ve en verimli çağlarındadır. Kadınların 50 yaşına kadar sağlıklı bir şekilde hamile kalıp çocuk doğurması çok sık olmasa da görülen bir şey. Demek ki henüz orta yaş başlamamış denebilir.

“Yaşlanmak, bir dağa tırmanmaya benzer. Çıktıkça yorgunluğunuz artar, nefesiniz daralır. Ama görüş açınız genişler…”
İngmar Bergman

Dede Torun Yuruyus
Dede Torun Yuruyus


 



Orta yaş kişinin yıpranmasına çabuk çökmesine göre değişir. Bazı insanlar vardır 65 yaşında olmalarına rağmen 45 – 50 gösterirler. Bazı insanlar ise 65 yaşında gayet yaşlıdır. “Bir kişi ne zaman yaşlı olur?” sorusuna, Pew Araştirma Merkezi’nin 18 yaş ve üzerindeki Amerikalılarla telefonla yaptığı ankette verilen 3000’e yakın yanıtın ortalaması 68 yaş olarak belirlenmiştir.

Hayat şartları beslenme alışkanlıkları meslekler kadınların çocuk doğurma sayıları dertler kederler insanın yaşlanma hızına birinci dereceden etki ediyor. Sonra hayat boyu geçirilen hastalıklar en son sırada da genetik özelliklerin etkisi var.

Hayat çok kısa. Yıllar hızla gelip geçiyor. İnsan “an”ını en güzel şekilde değerlendirmesi gerektiğini düşünmeyerek geçen yıllara bakıyor kaybolan gençliği için üzülüyor. Üzülecek bir şey yok. Yaşlanmak doğal bir şey. Önemli olan nedir? Ömrümüzü en güzel bir şekilde değerlendirebilmektir.

“Bize verdiği hayati kemirmeğe başlar ilk saatimiz.”
Seneca

İronik olarak yaşlanma anne rahminde başlar. Doğumdan sonra kişi 20 yaş civarına kadar gelişmesini sürdürür. Bundan sonra yaşlanma sath-ı mailine (eğik düzlemi ne) girilir. Kesintisiz, kimi zaman yavaş, kimi zaman hızlı, fakat sürekli. Yaklaşık 35-40’li yaşlardan itibaren vücutta iş gören hücre grubunda kayıplar ortaya çıkar. Zaman içinde devam eden bu hücre kayıplarına bağlı olarak hücrelerin yaptığı görevlerde aksamalar görülür. Her organın yaşlanması aynı zamanda başlayıp aynı süratle gitmez. Beyin yirmili yaşlarda yaşlanmaya başlarken, karaciğer yetmişte yaşlanır. Bugün artık yaşlılık da dilimlere ayrılmıştır:

  • 65-74 yaş genç yaşlılık dönemi
  • 75-84 yaş orta yaşlılık dönemi
  • 85 üstü yaşlı yaşlılık dönemi

Organlar kaç yaşından sonra yaşlanmaya başlıyor?

Beyin 20

Akciğerler 20

Kaslar 30

Saçlar 30

Kemikler 35

Doğurganlık 35

Dişler 40

Gözler 40

Kalp 40

Böbrekler 50

Prostat 50

Kulaklar 50

Tat, Koku Alma 60

Mesane 65

Karaciğer 70

Organlar ve Yaşlanma
Organlar ve Yaşlanma




Yaş ve Başarı

Sanat eserleri yaratmış, bilim alanında büyük keşiflerde bulunmuş, şu ya da bu şekilde dünyaya şekil vermiş ve dünyayı harekete geçirmiş yaşlı olağanüstü insanlarımızın varlığı bizleri teselli etmektedir.
Bu enerji dolu ihtiyarlardan birkaçını sıralarsak:
•KristofKolomb, Amerika’yı keşfe çıktığı ilk yolculuğunda, 50 yaşını çoktan aşmış durumdaydı.
•Pasteur, kuduz aşısını bulduğunda 60 yaşındaydı.
•Mimar Sinan, Süleymaniye camisinin yapımını bitirdiğinde 70 yaşını geçmişti. Selimiye camisini tamamladığında ise yaşı 86 olmuştu.
•Galileo, ayın günlük ve aylık çizimlerini yaparken 73 yaşındaydı
•Sofokles, “OedipusRex”i 75 yaşındayken yazmıştı.
•Gandhi, 78 yaşında öldürülünceye kadar, halkının hürriyet ve reform için yapmış olduğu mücadelede destekleyici ve harekete geçirici bir güç olarak hizmet verdi
•Goethe, 83 yaşında, ölümünden kısa bir zaman önce Faust’un son kısmını tamamladı.
•Freud, 83 yaşında “Musa ve Tektanrıcılık” adlı eserini yazdı.
•Nobel ödüllü Alman Doktor Albert Schweitzer, 88 yaşına rağmen Afrika hastanelerinde durmaksızın çalışarak ameliyat yapıyordu.
•Pablo Picasso, 91 yaşında ölünceye kadar verimli olarak resim yapmaya devam etti.
•97 yaşında ölen ve nükleer silahların saçtığı dehşetten insanlığı kurtarma arayışını dramatize etmek için 89 yaşında hapishaneye girmeyi seçen Bertrand Russel, 80 yaşında Nobel Edebiyat Ödülünü alırken yaptığı konuşmada:
“Fert olarak insan hayatı bir nehire benzemelidir. Başlangıçta küçük, kendi yatağını güç bela dolduran, eski kayaların ve çağlayanların arasından heyecanla geçen bir nehir gibi olmalıdır. Yavaş yavaş nehir daha geniş bir hal alır, kıyıları birbirinden uzaklaşır, sular çok daha sakin akmaya başlar ve sonunda, gözle görülebilir bir kopma olmaksızın denize karışır ve kendi benliklerini kaybederler” demektedir.
•Cicero’ya yaşlılığında sorulan, “Üstad, yeniden gençliğe dönmek ister miydiniz?” sorusuna verdiği yanıt anlamlıdır: “Yarışı birinci bitiren bir at, neden bir daha başlangıç çizgisine dönmek istesin ki…”
•John Hopkins Üniversitesi mezunları arasında yapılan bir ankette, “Yaşlanmak nasıl bir şeydir ?” sorusuna verilen, “Gittikçe küçülen bir adada yaşamak gibi bir şey…” yanıtı, ankete katılanlar arasında, en anlamlı yanıt olarak kabul görmüştür.
•100 yaşına geldiğinde, ünlü ABD’ li komedyen George Burns’ e sormuşlar:
“Böyle fosur fosur puro içtiğini doktorun biliyor mu? Burns yanıt vermiş:Hayır… O öldü !”
•Bilgelik ve deneyim sahibi olmak gibi yaşlılığa özgü niteliklere daha fazla ihtiyaç gösteren, dolayısıyla daha fazla değer veren kültürler vardır. Aşağıda görüleceği üzere, Japon ressamı Hokusai tarafından son derece güzel bir şekilde dile getirilmiş olan böyle bir tavra rastlayabiliyoruz bu gibi kültürlerde: “Altı yaşından beri nesnelerin şeklini çizme konusunda çılgınca bir tutkum vardı. Elli yaşına geldiğimde, sayısız denecek kadar çok resim yapmıştım; ama yetmiş yaşımdan önce yapmış olduklarımın hiçbirini resimden saymıyorum. Yetmiş üç yaşımdayken tabiatın, hayvanların, bitkilerin, kuşların, balıkların ve böceklerin gerçek yapısı hakkında biraz bir şeyler öğrendim. Bunun sonucu olarak da, seksenime geldiğim zaman daha fazla ilerlemiş olacağım; doksanımda nesnelerin sırrına ulaşabileceğim; yüz yaşına geldiğim zaman, şüphesiz olağanüstü bir aşamaya ulaşmış olacağım; yüz on yaşına geldiğim zaman ise, yaptığım her şey, ister bir nokta, isterse çizgi olsun, canlı olacak”.
•Porto Riko’nun Ceiba Kasabası, büyük çellocu Pablo Casals’ın 1973’teki ölümünden önce son yirmi yılını geçirdiği yerdir. Çocukken annesinin verdiği yıpranmış bir kopyadan Bach’ın çello süitlerini çalışmak dışında çok az şey yapan Casals, adını duyan ünlü bir besteci tarafından İspanyol kraliyet ailesi için çalmak üzere davet edildikten sonra kariyerinde hızla yükseldi. 23 yaşındayken Kraliçe Victoria için, 85 yaşındayken Başkan Kennedy için Beyaz Saray’da çaldı.Aradaki altmış yıl, müzik dünyasında uzun bir kreşendo oldu. İspanya’da öyle çok sevildi ki, kralın karşısında çalarken dinleyiciler kraliyet locasını işaret edip, “Bu bizim kralımız, ama Pablo bizim imparatorumuz!” diye bağırdılar. 93 yaşındayken bir gün, bir komşusu neden her gün üç saat çello çalışmaya devam ettiğini sordu. Casals, “Belli bir ilerleme görmeye başladım… Bu konuda daha iyi olduğumu fark ediyorum,” diye yanıtladı.Pablo Casals, 97 yaşında yayını elinden son kez bırakana kadar müziğe hiçbir zaman ara vermedi. Uzun yaşamının sonlarına doğru, insanlar ona neden yavaşlamadığını sorduğunda, “Emekli olmak ölmektir,” derdi.

Kadınlar Erkeklerden Daha Uzun Yaşıyor

Bati ülkelerinde kadınlar erkeklerden ortalama 6 ila 8 yıl daha uzun yaşıyor. Ülkemizde bu konuda bir araştırma yoksa da kadınların erkeklerden uzun yaşadığı gözlemlenebiliyor. Bunun nedeni bilinmiyordu. 2012’de yayımlanan bir çalışmada ingiliz ve Avusturalyalı araştırmacılar, hücrelere güç kaynağı olan mito- kondrideki değişimlerin yaşlanmada rol oynadığını belirledi. Erkeklerdeki mitokondri DNA değişimlerinin (mutasyonlarının) yaşam sürelerinde belirleyici rol oynadığı saptanırken, aynı etki kadınların mitokondri değişimlerinde görülmedi.” Gerçi çalışma “Drosophila melanogaster” adlı meyve (sirke) sinekleri üzerinde yapıldıysa da, bu sinek genetik araştırmalarda model organizma olarak kullanılıyor. 25 ila 30 bin arasında olan insan gen sayısı, 13 bin geni bulunan meyve sineğinin yalnızca iki kati. Meyve sineği biyolojik ve genetik çalışmalar için en uygun canlı. Bulgular insanlar için de yorumlanabiliyor. Aslında bu konu Bernard Shaw tarafından yıllarca önce çözümlenmiş. Shaw diyor ki: “Kadınlar erkeklerden uzun yaşar, çünkü onların karılari yoktur.” 😛 İşin şakası tabii…


Kaynak: Kısmen Kaynak Selekler, felsefetaşı

error: Content is protected !!
Inline
Inline
Araç çubuğuna atla